Press ESC to close

Yalova Gezi Rehberi | Günübirlik kaçamak

Aslında bu yazımı Yalova Bonsai Müzesi yazısının hemen ardından hazırlayacaktım. Ancak bazen program bir anda öylesine sıkışıyor ki, yazıları hazırlamaya zaman kalmıyor. Yoğunluk iyi hoş ancak bazen de biraz dinginlik istiyor insan 😅

Çok yakında muhtemelen bu konuyla ilgili de bir yazım olacak. Hayatta başımıza gelen her şey mutlaka birer ders olarak bize bir şeyler katıyor. Bu yazımda sizlere çok ama çok beğendiğim, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Benim şehrim” dediği Yalovadan bahsedeceğim. Şehirde pek çok yerde tabelalarda bu yazıyı görebilirsiniz. Şehri gezdikçe neden böyle bir cümle kurulduğunu da o kadar iyi anlıyor ki insan. Gerçekten ben de çok ama çok beğendim Yalova’yı. Hele bir de benim gibi toprak, bağ bahçe işlerini seviyorsanız of of of 😍

Yalova Ulaşım

İstanbul veya Trakya’dan gidecekseniz 2 seçeneğiniz var; ilk seçeneğiniz Kuzey Marmara üzerinden hiç trafiği çekmeden direk gidebilirsiniz. İkinci seçenek olarak İDO’nun düzenlediği arabalı vapur seferlerinden birine bilet alarak yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculukla direk Yalova’da inebilirsiniz.

Ben epey bir hesaplama yaptıktan sonra, İDO seçeneğini seçtim. Ekonomik olması bir tarafa, normalde körfezi komple dönmeniz gerekiyor veya köprülerden geçerek epey yüksek ücretler ödemeniz gerekiyor. Yolculuğun yorgunluğu bir tarafa, bir de tabi devamlı trafiktesiniz ne olacağı belli olmuyor.

İDO’da araçlı bilet alacaksanız, yolcu başına da bilet almanız gerekiyor. Ancak bilet alırken şoföre bilet almanıza gerek yok. Bir de kim nereyi alırsa alsın, gözlemlediğim kadarıyla kimse bu bilet numaralarına dikkat etmiyor. Zaten herkes arabaların olduğu yerlerde kenarda köşede sigara içmekle meşgul 😅

Yalova Kent Müzesi

Yalova’da vapurdan indikten sonra hemen yan tarafta “yürüyen köşk” tabelasını görebilirsiniz. Ben sahile bu kadar yakın olacağını tahmin etmezdim derken, zaten yürüyen köşkün orada olmadığını öğreniyorsunuz. Ancak iskeleden belli saat ve günlerde düzenli olarak yürüyen köşke sefer varmış.

Sahil boyunda boylu boyunca gidecek güzel yerler var. Vapurdan indikten sonra, yavaş yavaş trafiğe çıktığımda ilk dikkatimi çeken şey trafiğin sakinliği oldu. O kadar sakin ve dingin bir trafiği var ki, tek problemi bazı yerlerde dönüşler veya şerit düşüşleri son dakika tabelalanmış. Veya ters şeride girdiğinizi çok sonra anlıyorsunuz. Hatta kocaman çekilen bir otobüs, kargo firmasının kamyoneti nedeniyle görmediğim “park edilmez” tabelası sayesinde ben de güzel bir park cezasıyla selamladım şehri 😄

Sahil boyunca biraz yürüdüğümde de sahilinin de çok sakin olduğunu gördüm. Anladım ki kalabalık şehirler, insanın yaşamını ve beklentilerini de epey bir değiştiriyor. Sürekli bir hızlı yaşam çabası, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışma hissi. Arkada görünmeyen bir el, devamlı bir yerlere yetiştirmeye çalışıyor gibi.

Yalovayı biraz da Datça‘ya benzettim. “Acelen varsa ne işin var Datça’da?” sloganı aklıma geldi. Kocaman bir şehir merkezi kavşağı, hemen yanında otoparkıyla selamlıyor. Tabi buradan başka da bir yeri yok diyebilirim. Şehir o kadar küçük ki, sanki bir ilçesine gelmişsiniz gibi.

Burada ilk olarak bir şehir müzesine gittim. Şehir müzesinde Yalova’nın dünü, bugünü ve geleceği hakkında çok güzel bilgiler vardı. Yöresel bir şeyler aradım, zaten gelmeden önce de küçük bir araştırma yapmıştım. Gerçekten Türkiye’nin botanik bahçesinin Yalova olduğunu söylemek, abartı sayılmaz.

Deprem Anıtı

Şehir müzesinin ardından, 1999 yılında yaşanan deprem için sahilde yapılan “Deprem Anıtı” görülmeye değer. O gece ve sonrasında yaşananlara ilişkin oldukça çarpıcı bir anıt var burada.

Anıt, heykeltıraş Ümit Öztürk tarafından tasarlanırken, depremin yıl dönümü olan 17 Ağustos 2000 tarihinde de açılışı oluyor. Öyle büyük bir etki düşünün ki, yıkılan binaların molozları Marmara Denizi’ne doluyor. Temizleme işlemleri tamamlandığında 65.000 metrekarelik bir alan denizden karaya kazandırıldığı görülmüş.

Sahilin bu bölümünde bazı cafeler ve fast food dükkanları yarı açık yarı kapalı şekilde bulunuyor. Ancak ona rağmen saat ilerliyor fakat bir türlü beklediğim o “kalabalık” gelmiyordu. Bir kaç asker muhtemelen haftasonu olması nedeniyle dışarıda kola – çekirdek yapması dışında kimseyi görmedim desem yeridir. Buradan sonra biraz daha şehrin iç kesimlerine giderek kağıt müzesi ziyaretini yapayım dedim.

Şehrin iç kesimlerine girdiğimde, apartmanların önlerinde çok güzel ağaçlar olduğunu gördüm. Ne yalan söyleyeyim, Türkiye’nin botanik bahçesi olduğunu iyiden iyide kabul etmem yaklaşık 2 saat kadar sürdü. Hemen ikna oldum diyebilirim 😅

İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi

Ülkemizin belgelenen ilk kağıt üretim alanı olan ve İbrahim Müteferrika tarafından hazırlanmış olan bu müze kağıdın ilk halinden son haline kadar her bölümünü anlayabilmek için oldukça önemli.

Ayrıca müze turunun sonunda kağıt yapımını da gösteriyorlar. Ancak bu kısımda video çekimi yasak olduğu için, sadece son hali olan düz mukavva kağıtları hatıra olarak yanımda getirebildim ☺️

Kağıdın dünyadaki yeri, Osmanlı döneminde bizdeki durumu hakkında detaylı bir kaynak sunumu var. Aynı zamanda çok değerli el yazmaları da yine bu müzede sergileniyor. Dış kısmı kahverengi olan ve adeta “kağıttan yapılmış” izlenimi veren hoş bir bina içerisinde.

Burada da gezi bittikten sonra, tekrardan otoparka dönüp aracı almak gerekiyor. Zira sıradaki güzergah Yürüyen Köşk. Burası Yalova Adliyesi’nin hemen yanında bulunuyor ve sahilden biraz uzak diyebileceğim bir alanda.

Yalova Yürüyen Köşk

Atatürk’ün bir Bursa gezisi esnasında Yalova üzerinden geçtiği sırada bir çınar ağacı dikkatini çeker. Ağacı öylesine beğenir ki, yatını durdurur ve çınarın olduğu kısma gider. Çınarın altında oturur ve buraya bir köşk yapılması talimatını verir.

Köşk tam 22 günde tamamlanır. Yıllar içerisinde Çınar ağacı büyüyüp dallanıp budaklanmaya başlar. Bunun üzerine çalışanlar ceviz ağacının köşke değen ve duvarlarına zarar verilme tehlikesi olduğundan Atatürk’ten cevizin dallarını kesme izni ister. Atatürk ise ceviz ağacına müdahale edilmemesini, köşkün tramvay sistemi ile taşınmasını ister.

Bunun üzerine dönemin ileri gelen mühendisleri konuyla ilgili çalışmalara hemen başlar. Bina önce teras kısmı sonra da geriye kalan kısmı olarak iki parçada taşınır. Doğuya doğru 5 metre kaydırılan köşk hem yıkılmaktan hem de ceviz ağacı kesilmekten böylece kurtulur.

Çok çok güzel bir iskeleye ve aynı zamanda çok da güzel bir bahçeye sahip olan köşk, Atatürk’ün doğaya ve çevreye olan hassasiyetinin de en güzel örneklerinden biri.

Şehrin pek çok noktasındaki işletmelerin logolarında da çınar ağacının kullanılması aslında buradan geliyor olabilir diye düşünüyorum. Tek üzüldüğüm nokta; iskelesinin bu bakım esnasında yapılamayarak kapatılmış olması. Aslında iskelesi de bir o kadar güzel bir noktada.

Belli aralıklarla bu köşkü rehber eşliğinde ziyaret edebiliyorsunuz. Bu köşk ve yine Atatürk Köşkü adında farklı bir köşkte Atatürk’e ve döneme ait pek çok eşya orjinal olarak bulunuyor. Dönemin kokusunu içine çekmek isteyen, nostaljiyi de sevenler için kaçırılmaz bir fırsat diyebilirim.

Buradan şehrin bambaşka bir ilçesine doğru yola çıkılması gerekiyor. Zira gelmişken “mutlaka görülmesi gereken yer” olarak adlandırılan Sudüşen şelalesi başka bir ilçede bulunuyor.

Sudüşen Şelalesi

Şelale doğal güzellik açısından oldukça güzel. Ancak yolları da bir o kadar kötü. Normalde konaklama yapılacak olan Termal’deki bir hotele yakın olarak gördüğüm için gelmek istemiştim ancak kilometre olarak çok kısa gibi görünse de; yolların kötülüğü nedeniyle yaklaşık 2 saat kadar bir git-gel süreci oldu.

Sadece 1 işletme burada faaliyet gösteriyor. Ayrıca zipline imkanı da bulunmakta. Eğer tüm gün burada oturacaksanız evet kafa dinlemek için güzel. Ancak eğer “bir bakıp gideyim” diye düşünüyorsanız; Balıkesir ve Karadeniz tarafındaki şelaleleri gördüyseniz bu çok farklı bir şelale değil diyebilirim 😒

Yine de tabii ki Yalova’ya geldiyseniz ve “ben gezdim” demek istiyorsanız, ziyaret etmenizi öneririm efem.

Yalova Sütlüsü

Yalova gezilecekse bir de buranın mutfağına bakmak gerek tabi. Hele hele bir de tatlı denenmesi gerekse, ben gönüllüyüm 😂 Sahilde yürürken burayı görebilirsiniz. Yalova Sütlüsü adı altında direk “keyword” bir mekan ismi. Haliyle girmeden olmazdı. Büyük bir heyecanla sütlü söylendi.

Resmi yüklerken bile o lezzet şu an damağımda diyebilirim 😍🙈 Görüntü olarak güllaça benzese de; içerisinde farklı bir yapı var. Arasındaki ekşi elma aromasıyla da çok çok yakıştırdım. Şahsen burada bir kaç gün daha kalacak olsam; her gün 6’şar dilim yesem yine de bıkmazdım.

Buradan da Termal ilçesinde bulunan bir Termal hotel e geçiş yaptım. İlk kez termal bir hotelde konaklama yaptığım için farklı bir tecrübe oldu. Ancak içeride çok fazla yerli-yabancı turist olduğu için orada çok fazla fotoğraf çekemedim.

Dönüş yolunda bir fidancı ile görüştüm. Daha öncesinde online olarak sipariş etmek istediğim fidanlar vardı. Fidanlar 600-700 TL civarında ve kargosu ortalama 350 TL tutuyordu. Neredeyse 2.000 TL’ye tam bir bagaj dolusu fidan aldım. Hele 4-5 yaşında Portalacarialara bittim bittim 😍

  • Yalova gerçekten botanik anlamında bulup bulabileceğiniz en harika şehir,
  • Özellikle termal ilçesinde yeme-içme çok ama çok ucuz ( lahmacun 50-60 TL ),
  • Ulaşım bir ilçeden bir ilçeye ortalama 8 dakika gibi bir sürede oluyor. Trafik neredeyse hiç yok,
  • Yolculuk yaparken yollar sağlı sollu kocaman ağaçlarla kaplı, yollarda hafif sonbaharın döktüğü yapraklar adeta “hangi avrupa ülkesi burası” dedirtiyor ,
  • İstanbul’dan devamlı olarak vapur var

Ayrıca Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın ise en büyük 2. Bonsai müzesi bu şehirde bulunuyor 😍

Haemos

Merhaba ! Kitap önerileri, gezilecek yerler ve farklı aktiviteler hakkında yazılar yazıyorum. Burası da benim güncem.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir