

Rubailer - Dörtlükler
Yazar: Ömer HAYYAM
Sayfa Sayısı: 196
Kategori: Şiir
Ortalama Aldığı Puan
Detaylı Puanlama
İş Bankası Kültür Yayınları tarafından hazırlanmış eserlerin büyük bir kısmını bitirmek gibi bir hedefim var 😇 Bu hedef kapsamında da Amazon’un kampanyaları esnasında stokladığım kitapları kitaplığımın bir bölümünde stokluyorum. “Acaba ne okusam” diye kararsız kaldığım dönemlerde de o bölümden alıp başlıyorum. Balkan turuna giderken, otobüs yolculuğunda okuyabileceğim bir kitap aradım. Normalde otobüste giderken telefon ekranına baktığımda ya da kitap okurken midem bulanıyor. Bu yüzden de biraz daha “rahat” bir kitap seçmek istediğimden Rubailer’i yanıma aldım.
Ömer Hayyam
Kitaba başlamadan evvelinde bir kaç önsöz kısmı var. Burada hem Rubailerden, hem de Ömer HAYYAM için bilgi verilmiş. Genelde Ömer Hayyam şarap ve kadın sevgisiyle özdeşleşmiş. Tabi o dönemler sosyal medyasıydı, online gazetelerdi yok. Bu yüzden de Ömer HAYYAM okurlarının sayısı kısıtlı. Hal böyle olunca bir yerden sonra bazı şiirler görüldüğünden “Bunu yazsa yazsa Ömer HAYYAM yazmıştır” diye düşünenler oluyor.
Bunu fırsat bilen insanlar da, Ömer HAYYAM’ın haberi dahi olmadığı dörtlükleri sanki o yazmış gibi salmış piyasaya 😅 Hatta öylesine bilgi kirliliği olmuş ki, yazar bazı dörtlüklerin kime ait olduğu konusunda ikilemde kalmış. İkilemi kendine açıklayamadıklarına da kitapta yer vermemiş. Bu yüzden okuduğum versiyonunda gerek kaynağa gerekse kaynağın orjinalliğine çok dikkat edildiğini söyleyebilirim. Bazı dörtlükler ise tam olarak ölçüsüyle karşılık bulamadığı için yayınlanmamış. Çünkü bazen bir kelimenin tam anlamıyla çevirisini yapabilmek için üç dört kelime gerekiyor. Bu da şiir gibi ölçünün son derece önemli olduğu eserlerde şekil kaymalarına neden olabiliyor. Editörün dediği gibi; Hafız’ın serçe kuşu dediğinde bir zümrüdü anka görmüş, Sadi’nin ev dediğini saraya çevirmişiz.
Seçmeler
Kitapta bazı şiirleri çok beğendiğim için işaretledim. Bunları sizlerle de paylaşmak çok isterim 😇
Alıntı 1
Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lütfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.
Alıntı 2
Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
Alıntı 3
Bilgenin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek.
Alıntı 4
Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammed:
Cömert gâvur cimri müslümandan yeğdir.
Dünya ne verdi sana? Hep dert, hep dert!
Güzel canın da bir güç uçar elbet.
Toprağında yeşillikler bitmeden
Uzan yeşilliğe, gününü gün et.
Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?
Şarap sen benim günüm güneşimsin !
Öyle bir dolsun ki seninle içim.
Bir bildik görünce beni sokakta:
Ne o şarap, nereye böyle? desin.
Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:
Kuklacı felek usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.
Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca her bilgi kendilerinde.
Üzülme; eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana kötü demelerinde.
Sen sofusun, hem dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?
Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: Çekil önümden, diye ferman edersin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?
Yaşamak elindeyken bugüne bugün,
Ne diye bırakır, yarını düşünürsün?
Geçmiş, gelecek, kuru sevda bütün bunlar;
Kadrini bilmeğe bak avucundaki ömrün.
Sevgili, bir başka güzelsin bugün;
Ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün.
Güzeller bayram günleri süslenir;
Seninse bayramları süsler yüzün.
Dert de neymiş? O mu bizi ağlatacak?
O mu sevinç bayrağımızı yırtacak?
Gelin, atalım şunu gönül yurdundan:
Yoksa içimizde fitne çıkartacak.
Yüzümde pırıl pırıl sevinç görüdğün gün,
Nice konakları yıkılmıştır gönlümün.
Dalıçsan dal gözlerimin denizine, bak:
Dibinde mahzun bir denizkızı görürsün.
Aklı olan paraya değer vermez,
Ama parasız dünya da çekilmez;
Eli boş menekşe boynunu büker,
Gül altın kâsede gülmezlik etmez.
Yerin dibinden yıldızlara dek
Ermediğimiz sır kalmadı pek,
Her düğümü çözmüş insanoğlu;
Ecel düğümünü var mı çözecek?
Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin.
Ehil insana canım feda olsun;
Ayağı öpülse öperim onun.
Bir de git ehil olmayanla konuş:
Cehennem ne imiş görmüş olursun.
Vefasız dünya diye yakınıp durma;
Dünya elindeyken tadını çıkarsana!
Herkese vefalı olsaydı bu dünya
Sıra mı gelirdi senin yaşamana?
Gün doğarken sabah horozları niçin
Acı acı bağrışırlar, bilir misin?
Tan yerini gösterip derler ki sana:
Bir gecen geçti gidiyor, sen nerdesin?
Tertemiz geldik yokluktan kirlendik;
Sevinçle geldik dünyaya, dertlendik.
Ağladık, sızlandık, yandık, yakındık:
Yele verdik ömrü, toz olup gittik.
Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece;
Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde !
Böyle diyen gönül denize kavuşunca
Baktı kendinden başka şey yok görünürde.
Sır saklamasını bilirsen Hayyam söyler
İnsanoğlu nedir, ne yapar, ne eder:
Dert çamuruyla yoğrulup gelir dünyaya
Yer içer, karın doyurur ve çeker gider.
Uğrunda dertlere düştüğüm sevgili
Bir başkasına tutulmuş, o da dertli;
Derdimin dermanı kendi derdinde:
Hekim hasta olunca kime gitmeli?
Gece, gül bahçesinde, ararken seni,
Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;
Seni anlatmaya başlayınca güle
Baktım kuşlar da dinliyor hikâyemi.
Dünya, yıldıramazsın beni ne yapsan;
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan.
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni tek korkutan.
Bilge, yüce varlığın seyrine dalar;
Gafil ise onda dostluk düşmanlık arar.
Deniz, deniz olduğu için dalgalanır,
Çöpe sor, hep onun içindir dalgalar.
Zaman büktü belimi, ne el tutar ne ayak;
Oysa ne güzel işlerim var yapılacak.
Can kalktı gitmeğe; aman dur, diyorum:
Ne yapayım, diyor, evin yıkıldı yıkılacak.
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.
Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?
Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana.
Bir gününü sevgisiz geçirdinse, yazık:
En boş geçen günün o gündür, inan bana.
Ben çimen Mısrının Yusufuyum, dedi gül;
Dilimden altın, yakut saçılır, dedi gül;
Dedim: Senin Yusuf olduğun nerden belli?
Kana boyanmış gömleğime bak, dedi gül.
Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin;
Er geç kuyusunu kazar herkesin.
Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela
Sonunda yok olacak değil misin?
Tanrı gülüşünle öfkeni almış senin,
Birinden cennet yapmış, birinden cehennem.
Sen cennetimsin benim, ben senin uslu kulun:
Açılsın kapıları bana cennetimin !
Hayyam, olsa olsa bir çadır senin bedenin,
Can sultanımızın bir süre oturması için;
Ecel hancısı bir başka konak döşeyince
Sultan göçer gider, viran olur çadırın senin.
Sevenlerinden yer yok ben garibe;
Derdine düşenlerle başım dertte;
Sarmışlar seni kum bulutu gibi
Gül yüzünden ışık mı düşer bize.
Can yoldaşı dostlar çekildi gittiler
Ecel çiğnedi hepsini birer birer
Yan yana oturmuştuk hayat sofrasına
Bizden birkaç kadeh önce sızdı gittiler.
Yetmiş iki ayı millet, bir o kadar da din!
Tek kaygısı seni sevmek benim milletimin;
Kafirlik müslümanlık neymiş, sevap günah ne?
Maksat sensin, araya dolambaçlar girmesin.
Yazık, gönül derdine derman bulmadı
Canım dudağıma geldi canan gelmedi
Dünyadan habersiz sona ermekte ömrüm
O aşk efsanesi hala sona ermedi.
